Ayvalık'lı Motorsiklet Sürücülerinin ve Severlerinin Buluştuğu Adres...
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Türkiye'nin en hızlı kadını

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 209
Kayıt tarihi : 08/11/09
Nerden : Ayvalık-Merkez

MesajKonu: Türkiye'nin en hızlı kadını   Ptsi 09 Kas. 2009, 01:03

Henüz 6 aylık bebekken babasının pedagojik jimnastik yaptırdığı, bir yaşındayken judo kıyafetleriyle fotoğrafını çektiği küçük kız, ilkokula başladığında katıldığı judo ve karate şampiyonluklarında ödülle tanışmakta gecikmedi. Kros motoruyla caddede turlayan yaşlı bir kadını gördüğünde o kadar etkilendi ki, motosiklet tutkusu ilkokul yıllarında başladı. Liseli bir genç kız olduğunda ise arkadaşlarının motoruyla turlamadan rahat edemiyordu. Motosikletle erken yaşta tanışmasına rağmen kendi motorunu kullanması hiç kolay olmadı. Liseyi bitirir bitirmez evlendi; bir oğlu, bir de kızı oldu. Bir arkadaşı için motor bakmaya gittiklerinde daha fazla dayanamadı ve yıllardır ertelediği hayalini gerçekleştirdi. Artık motosiklet yarışlarını takip ediyor, “Bu pistte bir gün ben de döneceğim” diyordu. Çok geçmeden dediğini yaptı ve 2005 Türkiye Pist Şampiyonası Supersport C’de ilk kez katıldığı yarışta ikinci olup kürsüye çıkarak herkesi şaşırttı.

Kendi deyimiyle “doğuştan sporcu” Name Ekin, ekstrem sporlara ilgisini ve motosiklet tutkusunu motohaber’e anlattı:



Motosiklete ilginiz nasıl başladı?

Motora ilgimin nasıl başladığını bilmiyorum ama çok iyi hatırladığım bir şey var; ilkokul 5. sınıfa gittiğim dönemde, Bakırköy'deki spor salonumuzun yakınındaki bir binada yangın çıkmıştı. 50-55 yaşlarında, kır saçlı, etekli bir kadın, kimsenin geçmesine izin verilmediği caddeden kros motoruyla bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu. Herkes yangına bakarken, ben kadına bakakalmıştım. Zaten motosiklete ilgim vardı, üzerinde kadını görünce çok etkilenmiştim. Aynı dönemlerde spor salonumuza motorcu ağabeyler gelirdi. Onlar salonda antrenman yaparken, ben motorların yanında durur, onları incelerdim. Sanırım bu ilgi, zamanla bir tutku haline geldi.

Bu tutku lise yıllarında daha da arttı, sürekli arkadaşlarımın küçük cc'li motorlarını kullanıyordum. Liseyi bitirdikten sonra hemen evlendiğim için, üniversiteye gidemedim. Spor Akademisi'ni düşünüyordum ama babamın sayesinde doğuştan sporcu olmanın avantajıyla, katıldığım seminer ve eğitimlerden sertifikalarımı alıp uzmanlaştım.

1996 yılında evlendim, 97'de oğlum Kerim, 98'de de kızım Nida dünyaya geldi. 2000 yılında da boşandım. Şimdi 9 ve 10 yaşındaki iki çocuğum da benim gibi motosiklet meraklısı. Motorcu bir anne olduğum halde, onları şimdilik bulaştırmamaya çalışıyorum.



Tüm bunları yaşarken motosiklet sahibi olmayı nasıl başardınız?

Çok istekli olmama rağmen motor sahibi olmam zaman aldı. Çocukları yetiştirmek için geçen sürede motosiklet alma hayalimi hep ertelemek zorunda kaldım. Ancak 2003 yılında ilginç bir şekilde aniden motor sahibi oldum.

Motorum olmasa da, sürekli incelediğim için onlar hakkında bilgi sahibiydim. Motor alırken fikrimi almak isteyen bir arkadaşımla BMW'ye gittik. Orada BMW F650 GS Scarver'ı gördüm. İlk kez böyle bir şey görüyordum, karşımda çok serseri görünüşlü bir motor duruyordu. Cruiser arayan arkadaşım hangi motoru alacağım diye bana danışıyor, ben ise bu serseriyle ilgili sorular soruyordum. O an kararımı verdim. Spor salonundan birikmiş paramla ertesi gün gittim motoru aldım.

Senelerdir hayalini kurarken, bir günde motorcu olmuştum. Küçük motorları kullanıyordum ama 195 kiloluk bir motoru kullanacağımın bilincine varınca "Eyvah! Ne yapacağım ben şimdi" diye heyecanlanmaya başladım.

HANGİ AKILLI MOTORUNU VERDİ Kİ SANA?

Motoru alıp spor salonuna gittim. Tam kapıda babamla karşılaştık. Babam, "Ne güzelmiş" dedi. Motoru da heyecandan sık sık stop ettiriyordum. "Kimin bu" diye sorarsa ne diyecektim? "Hadi ben biraz gezeyim, görüşürüz" dedim ve panikle babamın yanından ayrıldım. Motoru 2 gün evin yakınındaki kapalı otoparkta sakladım. Sonra motorla spor salonuna gitmeye başladım. Babam, "Hangi akıllı bu kadar uzun süreliğine motorunu verdi ki sana, 10 gündür gidip geliyorsun" dedi. Artık gerçeği söyleme vakti gelmişti… Babamı ikna etmek zor olmadı ama annem çok şaşırdı ve karşı çıktı.



BABAMIN HOŞUNA GİTTİ

Aslında bu durum babamın hoşuna gitmişti. Babam, hep oğlu olsun istemiş. O yüzden beni erkek gibi yetiştirmiş. Annemin adı Melek, ablama annemin adını koymuşlar. Babam da bana kendi adını vermek istiyor, "Adı Namık olacak" diyormuş. Yakınlarımız, "Namık olmasın, yazıktır. Genç kız olacak, evlenecek. Kocası ‘Namık’ diye mi seslenecek" diye babamı ikna etmişler. Bu kez de Namık ve Melek'in ilk heceleri -na, - me'yi alıp adımı Name koymuşlar.

Güvenli sürüş teknikleri eğitimi aldınız mı?

Ehliyet almadan önce sürücü kursundan eğitim almıştım. İleri sürüş teknikleri için BMW Rider Academy'den 3 derece eğitim aldım. Orada çok güzel eğitim veriyorlar. Sarper ve Burak’ın dışında, yurt dışından da hocalar geliyor.



Yarışlara katılma fikri nasıl ortaya çıktı?

Zoru seviyorum. Yaptığım her işte en uç nokta neyse, oraya kadar gitmek istiyorum hep. Pist şampiyonası da benim için en uç noktaydı. Böyle düşünüyordum ama planlayıp da katılmadım yarışlara... Motosiklet yarışlarını seyrederken içi gidenlerden biriydim. Yarışları, "Bu pistte bir gün ben de döneceğim" diye düşünerek izliyordum.

2005 yılında yarışlara girmeye karar verince, o dönem Team X Racing Team'i kuran Tolga Hadimoğlu, "Bizim takımımızda olursun. Tek başına yapamazsın" dedi. Motorumu, kıyafetlerimi, eldivenimi, botumu, her şeyimi kendim aldım. Takım olarak pist kiraladıklarında, onlarla birlikte piste çıkıp hazırlandım.

İLK ENGEL: PİSTTE KIZIN NE İŞİ VAR?

Ancak ilk yarışımda beni engellediler. Daha sıralama turlarında "Pistte kızın ne işi var" diye beni şikayet etmişler. Bunun üzerine beni listeden çıkardılar ve sıralamaya yüzde 15 barajı koydular. Ben o barajı geçemediğim için yarışa katılamadım. Benimle birlikte yıllardır yarışan 3 kişi daha baraja takılıp yarışamadı. Böyle bir uygulama yapılmasaydı, yıllardır bu sporu yapan kişiler yarışmaya devam edecekti.

Beni teşvik edecek yerde dışladıkları için çok moralim bozuldu. Aradan 2-3 gün geçince, "Neden bu işin peşini bırakıyorum ki" dedim ve İzmir'deki yarışa gittim.



KATILDIĞIM İLK YARIŞTA KÜRSÜYE ÇIKTIM

İyi ki engellemelere kızıp vazgeçmemişim. 2005 Türkiye Pist Şampiyonası C grubunda katıldığım ilk yarışta ikinci olarak kürsüye çıktım. Pist şampiyonasına katılan ve kürsüye çıkan ilk kadın motosiklet yarışçısı oldum.

İlk kez katıldığınız resmi bir yarışta ikinci olmayı bekliyor muydunuz?

Hırslıydım ancak ilk kez katıldığım yarışta sürpriz bir şekilde ikinci olunca şok oldum. Hiç böyle bir şey beklemiyordum. Başarılı olmayı çok istiyordum ama yarıştan önce, "Acaba bana kaç tur bindirirler? İki-üç tur bindirirlerse ne yaparım? Rezil olurum, millete ne derim?" diye endişeleniyor, "Motoru kenara atar, düşmüş gibi yaparım. Ya da motor bozulmuş gibi yapıp pite girerim ve bir daha da çıkmam" diye kafamda türlü türlü senaryolar kuruyordum.

Start çizgisinde ilk kalkacağımız zaman, kendimi öyle kasmışım ki, gazı açmak için bileğimi döndüremiyorum bile… Bacaklarım zangır zangır titriyor. Motosikletim de yüksek olduğu için ayaklarım yere değmiyor, tek ayağımla duruyorum. Bir de kalkamadan devrilmekten korkuyorum. Kırmızı ışık sönüp yeşil yanınca herkes kalktı, ben kaldım. Tabi saniyelik olaylar bunlar. "Gitmeliyim" dedim ve kalktım. Pistte döndüm, döndüm, baktım yaklaşıyorum. Artık tam arkalarındayım. İyi de gidiyorum, "Allah Allah, neden böyle gidiyor bunlar" diyorum. Bakıyorum bazı yerlerde ben onlardan hızlıyım, önümdeler diye frene basmak zorunda kalıyorum.



BURADAN BEN GEÇERİM

Hep bir önümdekine bakıp, "Şurada açık veriyor, buradan ben geçerim" diye hesap yaparken iki tur daha geçti. Ama "Hadi ben buradan geçerim" deyip de geçemiyor insan. Ayrı bir cesaret, bilgi ve deneyim gerektiriyor. Çok tehlikeli. Önünüzdekini geçmek için hızınızı artırmak ve onu aşmak zorundasınız ve küçük bir hatayla düşebilirsiniz. Bunlar yarış boyunca hep yaşadığınız riskler ve çok eğlenceli. Bu riskleri göze alarak önümdekileri geçip yarışı ikinci sırada tamamlayınca kendimi kürsüde buldum.

Pist antrenmanları nasıl geçiyordu?

Fuat Domaniç'in bana bu konuda çok faydası oldu. Ben pistte "Ne zaman bana sıra gelecek, motora nasıl bineceğim" diye beklerken, Fuat Abi, "Gel arkama takıl da çıkalım" dedi.

Yavaş kullanırsam antrenman yapanları engellerim diye korkuyordum. Bir yandan da içim gidiyordu. İki motor arka arkaya çıktık. O ani fren yapıyor, ben de yapıyorum. Gaz açıyor, peşinden gidiyorum. 10-15 tur arkasından gittim. Onun bana çok faydası oldu. Herkes bana çizgilerin çok iyi diyordu. Hatta yarışa yeni başlayacak bir arkadaşım vardı, ben henüz bir kez yarışa katılmıştım ama "Çocuğa çizgileri göster" diyorlardı.



İyi bir başlangıç yapmanıza rağmen neden yarışlara devam etmediniz?

Devam ettim... Ama o sezonun son üç yarışına girilmişti. Bir İzmir yarışı daha oldu. Bu kez yarışı 4. sırada tamamladım. Ondan sonra İstanbul Park'ta bir yarış daha yapıldı. TMF, Superbike ve Supersport'ta barajı aşamayan yarışçılar için D grubu açıp, bizi onlarla birlikte yarıştırdı. İzmir Pisti'nde rakibinizle aranızda az fark oluyor ama İstanbul Park öyle bir pist ki, 600 cc'lik bir motorun 1000 cc'lik motorla yarışması mümkün değil. 10 tane 1000 cc'lik motor önden koptu gitti zaten. Birinci düzlükten sonra birbirimizi hiç görmedik. Biz 600'lük motor kullanan 4 yarışçı geride bir grup olarak kaldık. Yarışı 11. sırada tamamladım. 600'lüklerin arasında ise ikinci oldum.



KADIN ASLA ERKEK GİBİ KULLANAMAZ

Yarışçıların tepkileri nasıldı?

2005 sezonu bittikten sonra 2006'da yarışamadım ama bütün yarışlara gidiyor, arkadaşlarımın yanında duruyordum. Kaza yapmıştım ve motorum pert olmuştu. Onunla 4 ay uğraştım. Yine piste gittiğim bir gün, yarışçı bir arkadaşım, "Kadın asla erkek gibi kullanamaz. Sen yarışlara katılsan ne olurdu ki" gibi şeyler söylemeye başladı.

Ben de, "Bu sırtta taşınan bir şey değil ki, teknik, taktik işi. Sen gazı nasıl açıyorsan ben de öyle açıyorum. Virajda nasıl yatıyorsan ben de öyle yatıyorum. Kadın farklı bir pozisyona girmiyor ki" dedim. Ama o takmış kafaya bir kere, "Çok yüksek süratlerde viraja yattığında motoru kendine çekmen gerekir. Erkek daha avantajlı" diye devam etti.

Bana bunları söylememesi lazım. Annem beni neredeyse spor salonunda doğuracakmış. Bale ve jimnastikle büyüdüm. Judo, karate, vücut geliştirme, fitness gibi sporlarda Türkiye çapında derecelerim var. Bunları, bilgisayar başında çalışan, 100 metreden fazla yürüyünce yorulan birine söylese, belki kabul ederim. Tüm bunlar erkekler için de geçerli zaten.

2006 sezonunda neler yaptınız?

Sponsor arayışı ve bazı kişisel nedenlerden dolayı motorumu alıp Team X Racing'den ayrıldım. Sponsor gerekli, çünkü çok fazla gider oluyor. Her yarış öncesi Körfez Pisti'ne gidip iki gün antrenman yapmak, bunun için de pist kirası ödemek gerekiyor. Motordu, modifiyeydi, mekanikeri, ustası, çırağı, lastiği, benzini, konaklaması… Bunları kimse tek başına karşılayamaz. Bu yüzden sponsorsuz yarışçı olmaz.



MANEVİ DESTEK GİBİSİ YOK

Sponsor kadar ekip çalışması da önemli değil mi?

Tabi ki önemli. Mesela Team X'teki mekanikerimiz Selami Gül'ün manevi desteğini unutamam. Ben start çizgisinde duruyorum. Mekaniker olarak geliyor, "Son bir şey söyleyecek miyim" diye gözümün içine bakıyor. Öyle inanarak bakıyor ki, "Tamam, hazır olmalısın" der gibi… Onun bu desteği bana inanılmaz güç veriyor. Katıldığım üç yarışta da bu böyle oldu. Maddi destek bir yere kadar. Motoru modifiye edersiniz, bir sürü antrenman yaparsınız, performansı artırırsınız ama manevi destek gibisi yok.

2007 sezonunda da yarışmadınız. Gelecek sezon için planınız var mı?

Ben takım olarak değil, tek başıma yarışmak istiyorum. Özellikle bu sezon takımlardan çok teklif aldım. Büyük firmalardan da, "Takım olursan, sponsor oluruz" diye teklifler geldi. Ancak benim bir takıntım var, bir şeye "Hayır" dediğimde o "Evet" olmuyor. İstemediğim şeyi yapamıyorum. Takım olmak istemedim. Bir kere takım oldum ve gördüm takım olmanın nasıl bir şey olduğunu. Şimdi küçük bir ekiple tek başıma yarışmanın nasıl bir şey olacağını tatmak istiyorum. Honda'nın teknisyenlik eğitimi vardı, ona da katıldım "İşim düşer, yanımda biri olmaz, neyi nasıl yapacağımı bileyim" diye. Benim aldığım eğitimle teknisyenlik yapılmaz ama bilgi sahibi olmakta fayda var.

Ayrıca yurt dışına gidip yarışmayı düşünüyorum. Özellikle Almanya'da kadınların katıldığı ve Supersport 600 cc yarışlarının yapıldığı Lady's Cup'a katılmayı çok istiyorum.



SENİN BABAN BİYONİK ADAM

"Babamın sayesinde doğuştan sporcuyum" diyorsunuz. Babanız nasıl etkiledi sizi?

Henüz 6 aylık bir bebekken, babam bana pedagojik jimnastik yaptırmaya başlamış. 1 yaşında judo kıyafetleriyle fotoğraflarım var. Okulda arkadaşlarım, "Senin baban biyonik adam" derdi. Benim babam onlara değişik gelirdi, onların babası da bana… "Nasıl adamlar bunlar? Hiçbir şey yapmıyor, oturuyorlar" derdim. Ailemizde herkesin spora ilgisi var. Annemle babam zaten spor yaparken tanışıp evlenmiş. Biz spor salonunda büyüdük. Ablamla okuldan, spor salonuna gelir, ödevlerimizi burada yapardık.

Babam 24 kardeşin en küçüğü. Bu kadar kalabalık olunca ona isim bulmakta bile zorlanmışlar. Amcalarımın Kuzey, Doğu, Batı diye isimleri var. Doktor, babaanneme "Bu yaşamaz, doğurma" demiş. Babama vitaminler vermişler, spora başlatmışlar. Babam askeriyede de spora devam etmiş ve sağlıklı bir SAT komandosu olmuş.

Babam şu anda 65 yaşında. En son geçen sene "5 gün 5 gece su altında kalma rekoru"nu kırdı. O rekor girişiminin organizasyon amiri bendim ve dalış ekibine de katıldım. Su altında, babamın yanında 6 saat kaldım. Babam bana garip geliyor, biyonik bir adam gibi gerçekten, onun bir benzeri yok. 1976'da dünya rekoru kırmaya başladı. Karadeniz'den girip, Sarayburnu'ndan çıktı. Mersin-Anamur'dan girdi, Kıbrıs'tan çıktı. 5 gün 5 gece su altında kaldı.

Ablam çok hanım hanımcıktır. Ben hiç öyle değilim. En feminen kıyafetim kot üstüne tişörttür. Babam ablama jimnastik ve bale yaptırmış, bana ise akrobatik jimnastik. Ablam konservatuvara gidiyor, ben judo müsabakalarına katılıyorum. Ben bundan çok memnunum.

Babam emekli asker olduğu için, küçükken ablamla bana, "Mutfağa alçak sürünmeyle gidip su getirin" diyordu. Biz de alçak sürünmeyle mutfağa kadar gidip ayağa kalkmadan suyu alıp dökmeden babama götürüyorduk. Çok eğlenceliydi. Gece lavaboya bile, "Karanlıkta babam nereden karşıma çıkacak acaba" diye temkinli giderdik.

Annem ve babam hep anlatıyor, "Sen doğduktan sonra önümüz çok açıldı, çok uğurlu geldin" diyorlar. Çünkü gerçekten yokluk içinde bir şeyleri yapmaya çalışmışlar. O zamanlar her şey çok daha zormuş. Babam sporculara ders verirmiş, annem de karate kıyafetleri dikermiş. İkisi de çok hareketli, kesinlikle oturamıyorlar.




TÜRKİYE JUDO, KARATE, FİTNESS ŞAMPİYONU

Çocukluktan itibaren sporun içindesiniz, hangi branşlarda dereceye girdiniz?

Minikler ve Gençler Türkiye Karate Şampiyonluğu (1987-1993), Minikler ve Gençler Türkiye Judo Şampiyonluğu (1987-1993) derecelerim var. Bölge şampiyonluklarımın yanı sıra, karate ve judodan çok sayıda madalyam var. 2001 ve 2003 yıllarında da Türkiye Fitness şampiyonu oldum.

BİRÇOK DALDA EĞİTMEN

Motosiklet sporunun dışında neler yapıyorsunuz?

Judo, karate, jimnastik, fitness, aerobic, body building, step, dans, aletli egzersiz, modern dans kategorilerinde eğitmenlik yapıyorum. Paraşütle atlama, yüzme, kayak, dalış, snowboard, skateboard, roller blade, aikido, Thai box, hip hop, funk, breakdans, akrobatik jimnastik de ilgi alanıma giriyor.

Şu an Bakırköy, Bahçelievler, Ulus, İstinye, Üsküdar ve Şişli’de olmak üzere 6 spor salonumuz var. Annem ile ablam Bakırköy ve Bahçelievler’deki salonlarla ilgileniyor. Ben de babamla dönüşümlü olarak diğer salonlarla ilgileniyorum.



MOTOHABER, "BİR DENİZDEN DİĞER DENİZE YÜZME REKORU"NU TEKNEDEN İZLEDİ

Emekli SAT komandosu Namık Ekin, 27 Eylül Perşembe sabahı “Bir denizden diğer denize yüzme rekoru”nu kırmak için Karadeniz açıklarından suya daldığında motohaber editörü de teknedeydi. Name Ekin, dalış gerçekleştikten sonra endişesini belli etmemeye çalışarak, organizasyonu dikkatle takip etmeye başladı. Çünkü baba Ekin, “Ben su altındayken bir aksilik olursa, devam edip etmeyeceğime kızım Name ve arkadaşım Yakup karar verecek” diyerek suya dalmıştı.

Dalış gerçekleştikten sonra tekrar buluşmak üzere tekneden ayrıldık. SAT komandoları ve dalgıç arkadaşları eşliğinde Boğaz’da ilerlemeyi sürdüren Namık Ekin’i takip eden tekneye akşam saatlerinde tekrar çıktık. Bu sırada yüzeydeki dalgıcın kılavuz ipini takip etmeye devam eden Namık Ekin, 8. tüpünü değiştiriyordu. Name, ablası Melek ile birlikte tüp değiştirmeye yardım ediyor, babası için hazırladıkları içecekleri SAT komandolarına veriyordu.



BU SON OLSUN BABA

Rumeli Feneri’nde sabah 05.00’ten itibaren dalış öncesi hazırlıklar sürerken, gazetecilerin “Bundan sonra sırada hangi rekor denemesi var?” sorusuna, Namık Ekin “Boğaziçi Köprüsü’nden paraşütle atlamak istiyorum” diye cevap verdi. Bu sırada hemen devreye giren Name, “Artık rekor denemesi yok. Ben senin yerine atlarım baba” diyerek babasının yeni bir rekor sözü vermesini engellemeye çalıştı.

Üsküdar açıklarında geçiş izni verilmeyince bota çıkarak Sarayburnu’ndan tekrar dalan Namık Ekin, 18 saatte katetmeyi planladığı 52 kilometrelik yolu 13,5 saatte tamamlayarak “Bir denizden diğer denize yüzme rekoru”nu kırdı. Bu tür rekorlarda her yüzücünün saat başı yüzde 7 oranında dinlenme ve kontrol molası verme hakkı olduğunu savunan Ekin, kendisinin hiç mola vermediğini sadece Üsküdar-Sarayburnu arasında bota bindiğinde bu hakkını kullanmış olduğunu belirtti.

Su altından notlar:

14 tüp değiştirdi
İlk yiyeceğini 11.05’te aldı. 2’şer saat arayla aldığı yiyeceklerin hepsini pet şişelerde sıvı halinde tüketti. Karbonhidrat ve protein desteği veren karışımları meyve suyu ile birlikte içen Ekin, toplam 8 litre sıvı aldı.

4 litre su kaybetti
Namık Ekin’in rekor denemesi boyunca 1 litre hücrelerden, 3 litre de vücuttan olmak üzere toplam 4 litre su kaybettiği belirtildi.

Namık Ekin
1942 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Namık Ekin, judoya Deniz Astsubay Okulu'nda başladı. 1970'te staj için gittiği Amerika'da Teksas St. Antonio Judo Şampiyonu olan Ekin, Türk milli takımının ilk kaptanlığını yaptı. Akdeniz Oyunları'nda üçüncülük elde eden Ekin, 1968-69-70 yıllarında açık sıklet Türkiye Şampiyonu oldu ve "altın kemer"le ödüllendirildi. 1976 yılında su altında kalma dünya rekoru kıran Ekin, Türkiye'deki birçok milli sporcu ve antrenörün hocalığını yaptı.





Name Ekin'in ilk kez katılıp ikinci olarak kürsüye
çıktığı İzmir'deki yarışı izlemek için Tıklayın

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ayvmk.yetkin-forum.com
 
Türkiye'nin en hızlı kadını
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» PKK'lı bir kadının itirafları
» Türkiye Şiirleri
» Küçük Kadınlar Fan Club
» KADIN KAHRAMANLAR
» Terminator Dizisi Başlıyor

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: HABER BÖLÜMÜ ( Motosikletler Hakkında Haberleri Burada Paylaşabilirsiniz ) :: Motosiklet Haberleri-
Buraya geçin: